Prof. Dr. Thomas Michel ve Risale-i Nur

CarmenHedrick79 30 Kasım 2009 0
Prof. Dr. Thomas Michel ve Risale-i Nur
Mutad Perşembe aksamı sohbetine iştirak eden Prof. Dr. Thomas Michel kendisinden bir konumsa yapması istenilince önce İhlas Risalesi’inden kısa bir ders yapılmasını istedi ve aşağıdaki konuşmayı yaptı. n46451032078_9334

Esselamu Aleykum;
Size burada Risale-i Nur hakkında konuşmaktan biraz utanıyorum; çünkü sizler burada benden çok daha iyi biliyorsunuz Risale-i Nur’u. Belki şöyle bir şey yapabilirim. Müslüman olmayan biri olarak ama Risalelerden İslam’ı anlamaya çalışan biri olarak kendi görüşlerimi söyleyebilirim. Beni bazılarınız tanıyor olabilir. Bir Katolik Rahibiyim. 1981 yılından 1984 yılına kadar 13 sene Papa John Paul’un Müslümanlarla olan ilişkilerini yönetmekle vazifeliydim. 1986’da Ankara Üniversitesiyle Roma’daki bir Üniversite eğitim anlaşması imzalanıyor. Bu anlaşma gereği “Hıristiyanlığa Giriş” dersi vermek üzere Ankara’ya geldim. Ankara Üniversitesi’den bir hocamızda Roma’daki Üniversiteye İslam’ı anlatmaya gitti. Risale-i Nurla tanışmam bu sırada oldu. İlahiyat Fakültesinde Risale-i Nur Talebesi öğrencilerim vardı. Derslerden sonra konuşuyorduk, evime geliyorlardı. Bana Risale-i Nur okuyup okumadığımı sordular. Bana 20-30 sayfalık kitapçıklar halinde İngilizceye tercüme edilmiş Risale-i Nurlar verdiler. İlk defa o kitapçıklardan Risale-i Nur’u okuma fırsatı buldum. İkinci aşamada Türkiye’de Rahiplik yapan eski arkadaşım Marovich’e “bu kitaplar hakkında bana hangi tavsiyelerde bulunursun” diye sordum. Moravic, Risale-i Nur üzerine çalışmam için beni cesaretlendirdi, ve şunları söyledi: “Bunlar çok iyi insanlar. Risale-i Nur iyi bir eser. Risale-i Nur’un niçin iyi bir eser olduğunu anlaman için bu eserlerin üzerine çalışmalısın” diye öneride bulundu. Benim esas çalışma alanım İslami araştırmalar. Doktoramı bu alan üzerine aldım. Hocam ünlü alim, Pakistanlı Fazlur-rahmandı. Dolayısıyla Risale-i Nur’u okumaya bir nevi akademik araştırma yaparak başlamıştım. Şimdi ise Risale-i Nur okumalarımı manevi ve ruhi gelişimim için yapıyorum.Risale-i Nur’u okuyarak düşünce ufkumu geliştirmeye çalışıyorum. Allah benimle nasıl konuşuyor, bunu anlamaya çalışıyor ve daha çok kendi gelişimim için okuyorum.

Bence Bediüzzaman şunu görmüştü, yoksulluk ve cahillik geri kalmamızın iki önemli sebebiydi. Belki bu ikisinden daha mühim olanı ise birlik olamamamız yani ihtilaftı. Bu ihtilaf insanların birleşmesine en önemli engeldi. Bunu gördü ve ihtilaf, çeşitli formlarda karşımıza çıkıyordu. İhtilaf çeşitli şekillerde ayrıma sebep oluyor. Ulusları birbirinden ayırıyor. Dinleri birbirinden ayırıyor. Hatta belli bir dine mensup olanları birbirinden ayırıyor. Daha ilerisi cemaatleri bile birbirinden ayırabiliyor. İhtilaf, aileleri birbirinden ayırabiliyor. Birlik olmamızın önünde en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle Üstad Hazretleri, Risale-i Nur okuyanların birlik olmaları üstünde durdu. Bu Risalelerde Üstad Hazretleri şunu öğretti bize: “Birliğin sağlanması, ihtilafın bertaraf edilmesi için bazı kurallar olmalıydı. Bu kurallar sadece Risale- Nur okuyanlara değil, Müslümanlara değil, Hıristiyan olarak bizlere de hitap ediyordu. Örnek olarak şunu gösterebiliriz;’’ mesleğim haktır yahut daha güzeldir diyebilir, yoksa başkalarının mesleğinin haksızlığını ima eden ya da çirkinleştiren ,hak yalnız benim mesleğimdir veyahut tek güzel benim meşrebimdir diyemez, insaf düsturunu rehber edinmeliyiz.” Bu öğretinin benim gibi bir Hristiyanı bile nasıl etkilediğini görüyorsunuz. Eğer Allah’ın dünyada bizden istediğini yerine getirmek istiyorsak bize nasıl birlik olmamız gerektiğini bize en güzel ifadelerle açıklıyor. Müslümanlar ve Hıristiyanlar olarak bizim tarihimiz pek iç açıcı değil aslında. Birbirimizi düşman olarak gördük; ama tüm dünyaya şunu göstermeliyiz ki, aynı Allah’a inanan insanlar olarak bu dünya için gerekli olan şeyi ancak bir olarak ,birlik olarak yapabiliriz. Zannediyorum tarihimizde Müslümanlarla Hıristiyanların birleşmesini söyleyen sadece Said Nursi’ydi. Bunun çok önemli bir sebebi vardı. Mütecaviz dinsizlik durmuyordu ve tabir-i caizse insanlığın altını oyuyordu. Eğer Allah yaşamımızın merkezinde olacaksa ve O’nun dediklerini yapmakla en önemli beş dersini yerine getireceksek, bu inanan insanların ve cemaatlerin birlik olmasıyla olacaktır. Dün İsveç’ten döndüm, Göteborg’da bir konferans vardı. Konferansın ana teması şuydu; eğer manevi değerler hayatımıza girecekse bunu gerçekleştirecek olanlar kimlerdir? Benim dayanak noktam şuydu; Sadi Nursi’den alıntı yaparak bizim sorumluluklarımız var, bunun ötesinde bir dinin mensupları olarak, ümmet olarak sorumluluklarımız var, bunun daha ötesinde inanan insanlar olarak müşterek sorumluluklarımız var. Said Nursi bunu ilk fark edenlerdendi. Bundan 98 yıl önce fark etmiş ve bundan bahsetmiştir. Materyalizm’in hakim olduğu , inancın ve insanı değerlerin eksik olduğu dünyada, eğer biz inanan insanlar olarak kendi değerlerimizi bu dünyaya taşımayacaksak, bunu kim yapacak? Said Nursi’nin vefatından sonra 1965’te II. Büyük Vatikan Konsülü toplandı. Burada şu karar alındı: “Bütünüyle Müslümanlık-Hıristiyanlık düşmanlığıyla dolu tarihimize rağmen Müslümanlarla ilişkiler geliştirilmeli ve bunun için şu sayacağım 4 şey gerçekleştirilmeli:
“Bir Katolik olarak inancım bana şu vazifeyi verdi; barış, sosyal adalet, ahlaki değerler ve gerçek insan özgürlüğü.
Üstad Hazretleri vefatından kısa bir sure önce zamanın Papa’sına bir mektup eşliğinde Risale-i Nur’dan bir kitap gönderdiğini biliyoruz. Papa’da cevaben bir mektup yazmıştı ve teşekkür etmişti. Sadece bu kadarını bilebiliyoruz. Papa o eserin ne kadarını okudu ve etkilendi, bilemiyoruz. Belki de bu konsül buna bir cevap niteliğini taşıyor olabilir. İlginç olan Üstadın vefatından kısa bir süre sonra bunun olmasıydı. Üstad, Müslüman ve Hıristiyanları 4 şey için ittifaka çağırmıştı; barış, sosyal adalet, ahlaki değerler ve gerçek insan özgürlüğü. Bu ittifaka çağrının yapılmasından kısa bir süre konferansın yapılması ilginçti.
Yılın İlk yarısında İslam’ı Batı ülkelerinde anlatıyor ve İslama Giriş dersleri veriyorum, diğer yarısında da Türkiye, İran ve Endonezya gibi ülkelerde Hıristiyanlığa Giriş dersleri veriyorum. Böylece kendimce Said Nursi’nin çağrısına cevap verdiğimi düşünüyorum. Bu hareketin materyalizme, ateizme ve ahlaksızlığa bir cevap olduğunu düşünüyorum.
Thomas Michel:Devam mı edelim yoksa sorularınıza cevap mı verelim?

Sual: Risale-i Nur Talebelerini tanıdıktan sonra hayatınızda ne gibi değişiklik oldu?
T.M.: Risale-i Nur’u okumaya başladığımda zaten inanan biriydim. Kendimi bildim bileli Allah hayatımın merkezinde yer alıyor. Risale-i Nur bana şunları kattı; yeni bir derinlik kattı, yeni sezgiler sağladı ve bana bir nevi danışmanlık yaptı. Kalp ameliyatı olduğumda Hastalar Risalesini okudum ve manevi bir temizlik ve operasyon geçirmiş oldum.

Sual: Bir çok Katolik arkadaşım var, çoğu ruhi bir boşluk içinde. Sizce bu boşluğu Risale-i Nur doldurabilir mi , dinler ve ülkeler arasında çözüm oluşturabilir mi? Risale-i Nurla tanıştığınızda sizi en çok ne etkiledi?
T.M.: İlk soruya cevap vermek istiyorum önce. Gerçekten Müslüman ve Hıristiyanlar içinde ve diğer dinler içerisinde çok iyi insanlar var, ama bir boşlukları var. Bu boşluğu dolduramıyorlar. Bunlar için gerekli olan bir rehberliktir. Çeşitli ortamlarda ben Risale-i Nur’u tavsiye ediyorum. Bütün insanların okuması için internet üzerinden ve sair yollardan ulaştırmaya çalışıyorum. Filipinlerde bir sempozyumda farklı dinlerden insanların nasıl Risale-i Nur’a koştuklarını müşahede ettim. Şu beni çok etkiledi, Üstadın bakış açısı daha az sayıda insanı ikna etmeye değil, daha fazla insana, Hristiyana, İnanana, İnanmayana her kesime hitap ediyordu. Bu bende Üstadın modern bir yazar olduğu izlenimi bıraktı. İbn-i Teymiye, Gazali gibi Klasik düşünürleri çalışmıştım. Onlar bulundukları çağa hitap ediyorlardı; fakat Said Nursi çok farklı modern doneme hitap eden bir düşünür .

Sual: Müslüman-Hıristiyan diyalogu ne seviyede? Arttırılması için neler yapılmalı?
T.M.: Bu ilişkiler her yerde aynı seviyede ve şekilde gitmiyor. Lineer bir çizgiyi takip etmiyor. Bazı yerlerde hızlı giderken bazı yerlerde zorluklar olabiliyor. II. Jean Paul ile çalışırken 80’lerde ve 90’ların başında Papa bizi her türlü işbirliği ve diyalogu yapmamız için çok teşvik ediyordu. Şimdi ise Papa daha dikkatli davranıyor ve ilişkiler ağır ilerliyor. Belki sizin gibi %99’u Müslüman olan bir ülkede diyalogun meyvelerini görmek zor olabilir; ama Malezya ve Endonezya gibi Hıristiyan-Müslüman nüfusun hemen hemen dengede olduğu ülkelerde bir çok ortak projeler yapıyoruz. Müslümanlar, Hıristiyanların finanse ettiği organizasyonlarda çalışıyor, aynı şekilde biz de onların finanse ettiği organizasyonlarda yer alıyoruz. Bir çok eğitim projesinde ittifakı arttırmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz. Dünyanın bir ucunda olan şu ve yine diğer ucunda olan ise şu; ben Amerikalıyım. 40 yıl önce Amerika’yı terk ettim. Şu an Amerika’yı daha heyecan verici buluyorum. Bunun bir numaralı sebebi, gerçek Müslümanların sayısı artmış bulunmakta. Bir araya geliyorlar, toplantılar düzenliyorlar. Böylece gerçek İslam’ı anlatıyorlar. İnsanlar medyadan yalan yanlış yere öğrenmek yerine gerçek İslam’ı öğrenmiş oluyorlar. İnsanların gerçek İslam’ı öğrenmeleri çok önemli bir gelişme. Benim zamanımda Müslüman yok denecek kadar azdı. Şimdi ise gerçek Müslümanların sayısı daha fazla ve etkin bir şekilde hizmet ediyorlar. Chicago’da aşevlerine en çok Müslümanlar yardım ediyorlar. Yerli halk aşevlerinden istifade ediyorlar. Böylece yerel halk İslam’a ve Müslümanlara olan önyargılarını terk ediyorlar. Havastan ziyade avam tabakada diyalog artışı var. Avam halk birbirleriyle iletişim halinde ve bu diyalogu arttırıyor.

Sual: Fazlur-rahman’ın yanında doktora çalışması yaptığınızı söylediniz. Fazlur-rahman’ın Türkçeye çevrilmiş bütün eserlerini okudum. İslam düşünce mirasında yer alan bütün hareketlerden hemen hemen bahseder. Said Nursi veya Risale-i Nur’dan bahsetmemesini neye bağlayabiliriz?
T.M.: Fazlur-rahman çalışmalarını 50 ve 60’lı yıllarda yapmıştı. Türkçe bilmiyordu. Arapça biliyor ve Arapçaya hakimdi. Dolayısıyla haberi olmamış olabilir. Ben 1986 yılında ufak İngilizceye tercüme edilmiş Risalelerle tanıştım. 2 yıl sonra 1988’de Fazlur-rahman vefat etti. Dolayısıyla bilmemesi gayet normal.

Sual: Dünyada Risalelere karşı olan hiç insan tanıdınız mı?
T.M.: İnanan ve ibadet eden Hiçbir Müslüman görmedim. Bazı inanmayan ve ibadet etmeyenlerin Risale-i Nur’a karşı konuştuğunu duydum.

Sual: Risale-i Nur’da geçen kurallardan bahsettiniz. Hıristiyanlıkta buna benzer kurallar var mı?
T.M.: Ben de dün bunu düşünüyordum. İncil’de toplu olarak bir yerde yok. Çeşitli yerlerde dağınık olarak bulunabilir. Özellikle Aziz Paul’un mektuplarında buna benzer kurallar var. Önümüzdeki günlerde bu kuralları Risalelerle karşılaştırıp makale yazabilirim, diye düşündüm.

Sual: Ölen Papa’dan bahsettiniz. Gerçekten ölen Papa Müslümanlarla Hıristiyanların ittifak etmesi için çok mücadele etti. Şimdiki Papa 16. Benedik’in ise böyle bir mücadele içinde olmadığını görüyoruz. İttifaka değil ihtilafa götürecek eylemlerde bulunduğunu görüyoruz.
TM.: Her şeyden önce Papa değişse de II. Vatikan Konsülündeki öğretiye sahip çıkmak zorundalar. Öğreti gereği, Müslümanlara karşı saygı ve hürmet besleyeceksiniz. Önceki Papa 50 defa Müslümanlarla bir araya geldi. Almanya’daki 1980’lerdeki konuşmasında Müslümanlara hitaben şöyle diyor: “Dininize sahip çıkın ve onu birilerinin elinizden almasına karşı çıkın.” Şu anki Papa ise hiç evinden çıkmadı, gazete okudu, TV seyretti ve Müslümanlar hakkındaki fikirlerini buradan edindi. 80’li yaşlardayken bir konuşma yaptı ve Bizans İmparatorundan alıntı yaparken Müslümanları bu kadar yaralayacağını düşünmedi. Ben ve bazı akademisyenler özür dilemesi gerektiğini söyledik. Ama o başka bir yol seçti. Açıktan özür dilemek yerine yaptığı davranıştan dolayı üzgün olduğunu göstermeye çalıştı.

Yaklaşık 40 yıl önce Fazlurrahman bana şunu demişti: “Türkiye gerçekten yaşayabileceğin ve ders verebileceğin bir ülke.” Yakın zamanlara kadar Türkiye’nin diğer Müslüman ülkelere etkisi fazla değildi. Zannediyorum iki hareket çok şeyi değiştirdi. Nur Cemaati ve Fethullah Gülen Hareketi. Özellikle Filipinlerde bu hareket çok etkili. İnsanlar Risale-i Nur okumaya başladı. Endonezya ve Malezya’da da çok güzel şeyler oluyor. Avrupa ve Amerika’da Fethullah Gülen Hareketinin açtığı diyalog merkezleri çok güzel işler yapıyor.

Sual: Risale-i Nur’daki dinler arası diyalog daha çok İslam ve Hristiyanlık olarak geçmekte. Siz de İslam ve Hıristiyanlık diyalogundan bahsettiniz. Neden Yahudilik diyalogundan bahsedilmiyor.
TM.: Risale-i Nur’da geçen kavram diyalog değil, ittifak, birliktir. Bu çok daha farklı ve çok daha kapsayıcı. Bu ittifak iyi Hıristiyanlarla iyi Müslümanların gerçekleştirebileceği bir şey. Zamanla biz şunu gördük ki, dünyanın bir çok yerinde Allah için yaşayan iyi Yahudilerde var. İyi Yahudilerle konuşmanın faydasını gördüm. Ama burada şöyle bir problem var, mesele çok çabuk siyasi bir görünüm alabiliyor. Daha çok İsrail-Filistin çatışmasıyla ilgili reaksiyon olabiliyor. Bunu nasıl yapacağız bilmiyorum. Bu nasıl yapılabileceğini heyecanla bekliyorum.

Sual: Genel olarak insanlığın, özel olarak inananların en önemli problemi Sayın Michel’in beyan ettiği pratik ateizmin olduğu görülüyor. Benim acizane kanaatim de öyle. Dini hayatın içinde yaşayamamak. Bu tüm inananların yaşadığı bir problem. Sanırım Müslümanlarında problemi. Pratik ateizme karşı olarak Risale-i Nur’da ne görüyor. En çok dikkatini çeken çareler nedir? Hıristiyanlığın bu konudaki yaklaşımı nedir?
TM.: Allah’ın varlığına kayıtsız davranma, varsa da bana ne, yoksa da bana ne gibi bir yaklaşım filmlerde çok sık gördüğümüz şey pratik ateizm olarak adlandırdığımız şey. Said Nursi’nin ortaya koyduğu Allah’ı hayatımızın merkezinde görmek, Allah’ın yarattıklarını müşahede etmek saçma bir şey değildir. Her Müslüman ve inananın pratikte göstermesi gereken bir şeydir. Bu ise pratik ateizme karşı çok önemli bir cevap olacaktır. Bazı Hıristiyan İlahiyatçılar buna benzer bir şey yapmışlardı. Aydınlanmanın prensipleri insanları ateizme değil de inanmaya götürmesi gerekiyordu mantıki olarak. Makul olan da buydu. İmkanım olsaydı doktora tezi olarak bunu incelerdim.

Sual: Hıristiyanlık deyince Katolikliği mi anlamak gerekiyor. Ortodoksluk ve Protestanlık hakkında ne düşünmeliyiz?
T.M.: Katolik olarak bizim avantajımız, bizim için konuşan tek otorite var. Protestanlıkta ise Kutsal Ruh tek tek ilham ediyor ve hepsi kendi başlarına İncilden yorumlar çıkarıyorlar. Böyle olunca bir çoğulculuk olmuş oluyor. Diyalogu zorlaştıran bir durumla karşılaşıyoruz. Protestan ve Ortodoks kiliselerin birçoğu Dünya Kiliseler Birliğine üye. Onların fikri, Katoliklerin Müslümanlara bakışına yakın. Fark şurada ortaya çıkıyor; Evangelik Hıristiyanlardan bahsettiğimizde bir fark söz konusu. Tek bir Evangelizmden bahsetmek mümkün değil ama bir çoğunun görüşü; İslam yanlış bir din, Müslümanlar düşman ve Müslümanlar böyle algılanmalıdır. 8 yıllık Bush yönetimi Evangelizm’in ne kadar kötü olabileceğini bize göstermiş oldu. Ama işlerin tersine gideceğini gösteren durumlarda söz konusu. Geçen Amerika’da bir üniversite konferansa 40’ar Alim Müslüman ve Hıristiyan davet edilmişti. Hıristiyan Alimlerin içinde 3 tane de Evangelik vardı, bunlar Evangelizmin liberal kanadında olan kimseler. Diyaloga açık olduklarını burada gösterdiler. Burada ben de ilk defa buna şahit olmuştum.

Sual: Said Nursi kendine yapılan zulüm ve işkencelerin mukabilinde hakkını helal ediyor, talebelerine de siz de helal etmelisiniz, herhangi bir intikam duygusu taşımayın diye tavsiyede bulunuyordu. Eğer böyle yapmasaydı bu hareket fasit dar bir dairede kalacaktı. Böyle yapınca tüm dünyaya yayıldı. Bunun sebeplerini bize anlatır mı?
T.M.: Bu beni etkileyen en önemli durumlardan biriydi. Zannediyorum ki dünyadaki en zor işlerden birisi affedici olabilmek. Üstat ve takipçileri Affedici olduğu için Risaleler etkinliğini arttırarak bu derece yayıldı.

Kaynak : BarlaPlatformu

Leave A Response »

You must be logged in to post a comment.