İkinci Lem’a

nuktepira 05 Nisan 2010 0

 

Başımıza her ne cihetten bir musîbet, bela, hastalık, sıkıntı gelecek olsa; ilk işimiz; Eyyûb as. gibi bu musîbetin azîm mukâfatını düşünmek ve bunun Rabbimizi memnun etmek ve razasını kazanmak için bir fırsat olduğunu bilmek; “oh şimdi elime Rabbimi razı etmem için bir fırsat verildi diyerek” adeta sevinmek olmalı.

 ikinci_lema

 

 

 

Bismillâhirrahmânirrahîm,

 

 

اِذْ نَادٰى رَبَّهُ اَنِّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

 

“Eyyüb de hatırla ki, Rabbine şöyle niyaz etmişti: ‘Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.'” Enbiyâ Sûresi: 21:83.

 

SABIR KAHRAMANI Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın şu münâcâtı, hem mücerreb, hem tesirlidir. Fakat, âyetten iktibas suretinde, bizler münâcâtımızda

 

رَبِّى اَنِّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

 

demeliyiz.

 

Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın meşhur kıssasının hülâsası şudur ki: Pek çok yara, bere içinde epey müddet kaldığı halde, o hastalığın azîm mükâfâtını düşünerek, kemâl-i sabırla tahammül edip kalmış. Sonra, yaralarından tevellüt eden kurtlar kalbine ve diline iliştiği zaman, zikir ve marifet-i İlâhiyenin mahalleri olan kalb ve lisanına iliştikleri için, o vazife-i ubudiyete halel gelir düşüncesiyle, kendi istirahati için değil, belki ubudiyet-i İlâhiye için demiş: “Yâ Rab, zarar bana dokundu. Lisanen zikrime ve kalben ubudiyetime halel veriyor” diye münâcât edip, Cenâb-ı Hak o hâlis ve sâfi, garazsız, lillâh için o münâcâtı gayet harika bir surette kabul etmiş, kemâl-i âfiyetini ihsan edip envâ-ı merhametine mazhar eylemiş.

 

Evvela bizler imtihan için buradayız. Elbette çeşitli şekillerde tecrubelerden geçirileceğiz, malamızla, canımızla, sağlığımızla, ailemizle, işimizle vs elimizde olan ve elimizde olmayanlarla imtihan edileceğiz.

 

Başımıza her ne cihetten bir musîbet, bela, hastalık, sıkıntı gelecek olsa; ilk işimiz; Eyyûb as. gibi bu musîbetin azîm mukâfatını düşünmek ve bunun Rabbimizi memnun etmek ve razasını kazanmak için bir fırsat olduğunu bilmek; “oh şimdi elime Rabbimi razı etmem için bir fırsat verildi diyerek” adeta sevinmek olmalı.

 

Bunu diyebilecek kişinin İslamî yaşantısı yerinde olmalı ve imanı tahkiki olmalı ki; ancak o zaman bunu başarabilir. Dikkat edersek Eyyûb as. îmân-ı kâmil bir kuldur. Başına gelen hastalık onun ibadetine ilişmediği surece o da hastalığa ilişmedi.

 

Demek bizim de başımıza gelen bir hastalık, bizim ibadetimize ilişmediği sürece, biz de ona ilişmeyeceğiz. Yani başımıza gelmesinden rahatsız olmayacağız. Çünkü bize gelen hastalıklar, günahlarımızı temizleyici birer memurudurlar. Ne zaman ibadetimize ilişti, o zaman feryad edeceğiz, o zaman eyvah diyeceğiz, o zaman Rabbim kurtar bizi deyeceğiz.

 

 – Peki ya ibadet etmiyorsak islami bir yaşantımız yoksa! –

Üstadı dinleyelim inşallah ..

 

[BİRİNCİ NÜKTE]

 

Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İçimiz dışımıza, dışımız içimize bir çevrilse, Hazret-i Eyyüb’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar. Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdit ediyordu. Bizim mânevî yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor. O münâcât-ı Eyyübiyeye, o hazretten bin defa daha ziyade muhtacız. Bahusus, nasıl ki o hazretin yaralarından neş’et eden kurtlar kalb ve lisanına ilişmişler. Öyle de, bizleri, günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler, şüpheler-neûzu billâh-mahall-i İmân olan bâtın-ı kalbe ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanîsine ilişip zikirden nefretkârâne uzaklaştırarak susturuyorlar.

 

Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor. Meselâ, utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının ıttılaından çok hicap ettiği zaman, melâike ve ruhaniyâtın vücudu ona çok ağır geliyor. Küçük bir emâre ile onları inkâr etmek arzu ediyor. Hem meselâ, Cehennem azâbını intaç eden büyük bir günahı işleyen bir adam, Cehennemin tehdidâtını işittikçe istiğfarla ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla Cehennemin ademini arzu ettiğinden, küçük bir emâre ve bir şüphe, Cehennemin inkârına cesaret veriyor.

 

Hem meselâ, farz namazını kılmayan ve vazife-i ubudiyeti yerine getirmeyen bir adamın, küçük bir âmirinden küçük bir vazifesizlik yüzünden aldığı tekdirden müteessir olan o adam, Sultân-ı Ezel ve Ebedin mükerrer emirlerine karşı farzında yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor. Ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve mânen diyor ki, keşke o vazife-i ubudiyeti bulunmasaydı! Ve bu arzudan, bir mânevî adâvet-i İlâhiyeyi işmam eden bir inkâr arzusu uyanır. Ve bu arzudan, bir mânevî adâvet-i İlâhiyeyi işmam eden bir inkâr arzusu uyanır büyük bir helâket kapısı ona açılır. O bedbaht bilmiyor ki, inkâr vasıtasıyla, gayet cüz’î bir sıkıntı vazife-i ubudiyetten gelmeye mukabil, inkârda milyonlarla o sıkıntıdan daha müthiş mânevî sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp yılanın ısırmasını kabul eder. Ve hâkezâ, bu üç misale kıyas edilsin ki, sırrı anlaşılsın.

 

بَلْ رَانَ عَلٰى قُلوُبِهِمْ

 

“Kazandıkları günahlar, kalblerini kaplayıp karartmıştır.” Mutaffifîn Sûresi: 83:14.

 

Onların kalbinde hastalık vardır.

 

Rabbim kaldıramayacağımız musubetler vermesin. Rabbim manevi hastalıklardan muhafaza eylesin. Âmin

 

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

 

el Fatiha

 

Risale-i Nur Sohbetleri

Muhabbet-i Bakiye

 

Leave A Response »

You must be logged in to post a comment.